Yatırım fonları · Sorumluluk ve ispat
Av. Ahmet Karaca · 3 Kasım 2026
Fon zararında kurucuya veya portföy yönetim şirketine dava açılabilir. Davanın dayanağı, yatırımın değer kaybetmesinin ötesinde, bu kuruluşun üstlendiği bir yükümlülüğü ihlal ederek zarara sebep olmasıdır. İzahnameye aykırı yatırım, fon varlığının ilişkili kişilere aktarılması, yanlış değerleme, çıkar çatışması, hatalı ücret kesintisi veya gereği gibi yerine getirilmeyen bir satış talimatı farklı sorumluluk sebepleridir. Her birinde davalı, ispatlanacak olay ve istenebilecek ödeme değişir.
Bu ayrım özellikle tasfiyeye giren fonlarda önem kazanır. Yatırımcının hesabındaki azalma, fonun bütün yatırımcılarını etkileyen bir portföy zararından doğabilir. Aynı yatırımcı, kendisine yapılan yanlış açıklama veya kendi hesabından alınan haksız bir ücret nedeniyle ayrıca kişisel zarara uğramış da olabilir. Fonun malvarlığına geri verilmesi gereken tutarla yatırımcıya doğrudan ödenmesi istenen tazminatın birbirine karıştırılması, haklı bir iddianın yanlış kişiye veya yanlış taleple yöneltilmesine yol açar.
Sağlam bir dava, yatırımcının fonla ilişkisinden başlayıp zararı doğuran işleme kadar ilerler. Hangi tarihte kaç pay alındığı, o tarihte hangi belgelerin yürürlükte olduğu, kimin hangi kararı aldığı, hukuka uygun davranılsaydı ne olacağı ve yatırımcıya bugüne kadar ne ödendiği birlikte ortaya konulur. Kurucunun sorumluluğu, bu bağlantı kurulduğunda somutlaşır.
Yazının bölümleri
- Önce hangi yatırım nedeniyle zarar doğduğunun belirlenmesi gerekir
- Fon kurucusunun borcu ve fon malvarlığının ayrı tutulması
- Zarar kimin malvarlığında doğdu, ödeme kime istenecek?
- Hangi kuruluşa ve hangi kişiye dava yöneltilebilir?
- Hangi yönetim ve denetim ihlalleri tazminata yol açabilir?
- Yanlış bilgilendirme ve uygulanmayan talimatta davalı nasıl seçilir?
- İhlal ile zarar arasındaki bağlantı nasıl gösterilir?
- İspat yükü ve yatırımcının elinde olmayan belgeler
- Tasfiye ve 7596 sayılı Kanun sorumluluk davasını nasıl etkiler?
- SPK başvurusu, ceza soruşturması ve tazminat davası birlikte yürür mü?
- Görevli mahkeme, arabuluculuk ve dava talebi
- Zamanaşımı ve başvuruların süreye etkisi
- Dava kazanıldıktan sonra tahsil ve dava sırasında koruma
- Fon kurucusunun sorumluluğu hakkında sık sorulan sorular
Önce hangi yatırım nedeniyle zarar doğduğunun belirlenmesi gerekir
Fonun katılma payını satın alan kişi, fon portföyündeki her şirketin doğrudan ortağı hâline gelmez. Bir hisse senedi fonunda bulunan şirketin payı değer kaybettiğinde yatırımcının fon katılma payı da etkilenebilir. Ancak aynı şirketin hissesini kendi yatırım hesabından satın alan kişinin hukuki konumu farklıdır. İkinci kişinin kurucuya karşı talebi, fon katılma payı sahipliğinden doğan sözleşmesel haklara değil, kendisine karşı işlenmiş haksız fiil, yanıltıcı açıklama veya başka somut bir sorumluluk sebebine dayanmalıdır.
Bir başka ilişki de bireysel portföy yönetimidir. Yatırımcı, kendi parasının ve menkul kıymetlerinin sözleşmeyle belirlediği tercihlere uygun yönetilmesini bir şirkete bırakmış olabilir. Yönetici bu hesap için kendi kurduğu fonun paylarını almışsa iki ayrı yönetim düzeyi ortaya çıkar. Bireysel portföyün müşterinin risk tercihlerine uygun oluşturulması ile fonun kendi portföyünün izahnamesine uygun yönetilmesi ayrı ayrı incelenir. Fon, kendi yatırım kurallarına uygun hareket etmiş olsa bile belirli bir müşteri için o fonun tercih edilmesi bireysel sözleşmeye aykırı olabilir.
Hesap ekstresindeki ürün adı, ISIN kodu, fon kodu, alım talimatı ve sözleşme bu ayrımı yapmayı sağlar. Banka uygulamasından fon almak, tek başına banka ile bireysel portföy yönetim sözleşmesi kurulduğunu göstermez. Aynı şekilde fonun bir hisseyi portföyünde taşıması, o hissenin tüm yatırımcıları bakımından fon kurucusunun sorumluluğunu doğurmaz. Doğrudan hisse zararında gerekli bağlantılar, SPK suç duyurusu listesinde yer almayan hissede zarar ve deliller başlıklı incelemede ele alınmaktadır.
Buradaki açıklamaların ağırlık noktası, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile III-52.1 sayılı Tebliğ kapsamındaki yatırım fonlarıdır. Gayrimenkul yatırım fonları, girişim sermayesi yatırım fonları, borsa yatırım fonları ve emeklilik yatırım fonlarında ilgili özel düzenlemeler ayrıca uygulanır. Özellikle yatırım sınırlamaları, değerleme ve çıkış koşulları fon türü görülmeden ortak bir kurala indirgenemez.
Fon kurucusunun borcu ve fon malvarlığının ayrı tutulması
6362 sayılı Kanun’un 52. maddesine göre yatırım fonu, katılma payı karşılığında toplanan varlıkların tasarruf sahipleri hesabına işletilmesi için kurulan ayrı bir malvarlığıdır. Genel olarak tüzel kişiliği bulunmaz. Kanundaki belirli sicil ve şirket işlemleri için öngörülen sınırlı istisna, fonu her uyuşmazlıkta bağımsız bir anonim şirket gibi değerlendirmeye elvermez. Kurucu portföy yönetim şirketi, fonu pay sahiplerinin haklarını koruyacak biçimde temsil eder, yönetir veya yönetimini denetler. Fona ait hakları kendi adına ve fon hesabına kullanır. 6362 sayılı Kanun m.52–56.
III-52.1 sayılı Tebliğ’in 8. maddesi, şemsiye fon içtüzüğünü katılma payı sahipleri ile kurucu, portföy saklayıcısı ve varsa yönetici arasındaki ilişkiyi düzenleyen iltihaki sözleşme olarak nitelendirir. Yatırımcının bu kurumlarla ayrı ayrı imzalı bir sözleşmesinin bulunmaması, fon belgeleri ve mevzuattan doğan haklarının bulunmadığı anlamına gelmez. Buna karşılık yatırımcının banka ile imzaladığı hesap sözleşmesindeki her edim de kendiliğinden fon yöneticisinin borcu hâline gelmez.
Kurucunun sorumluluğunun kapsamı Tebliğ’in 9. maddesinde açıkça belirlenmiştir.
“Kurucu, fonun katılma payı sahiplerinin haklarını koruyacak şekilde temsili, yönetimi, yönetiminin denetlenmesi ile faaliyetlerinin içtüzük ve izahname hükümlerine uygun olarak yürütülmesinden sorumludur. Kurucu fona ait varlıklar üzerinde kendi adına ve fon hesabına mevzuat ve içtüzüğe uygun olarak tasarrufta bulunmaya ve bundan doğan hakları kullanmaya yetkilidir.”
“Fonun faaliyetlerinin yürütülmesi esnasında portföy yöneticiliği hizmeti dahil dışarıdan sağlanan hizmetlerden yararlanılması, kurucunun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.”
Bu nedenle kurucunun “işlemi başka yönetici yaptı” veya “hesabı dışarıdan hizmet alınan kuruluş tuttu” savunması tek başına yeterli olmaz. Dış hizmet sağlayıcının kendi sorumluluğu saklı kalmak üzere kurucunun yönetme, gözetme ve mevzuata uygun işleyişi sağlama borcu sürer. İnceleme, hizmetin kim tarafından görüldüğünü saptamakla kalmamalı, kurucunun seçme, izleme, uyarılara müdahale etme ve fon hakkını takip etme yükümlülüklerini de kapsamalıdır. Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği m.8–9.
Vekâlet hükümleri nasıl uygulanır?
Kanun’un 52/4. maddesi, özel düzenleme bulunmayan konularda Türk Borçlar Kanunu’nun 502–514. maddelerinin kıyasen uygulanmasını öngörür. Vekilin sadakat ve özen borcu burada tamamlayıcı bir dayanak oluşturur. TBK m.506 uyarınca ölçü, benzer alanda iş üstlenen basiretli bir vekilin davranışıdır. Profesyonel portföy yöneticisinin uzmanlığı, ulaşabildiği bilgi ve kullandığı risk yönetim imkânları, ondan beklenen özenin belirlenmesinde dikkate alınır.
Yönetici her koşulda kazanç sağlama borcu altında değildir. Ancak bu durum yatırım kararlarını gerekçesiz alabileceği, belirlenen sınırları aşabileceği veya yatırımcı menfaatini başka kişilerin yararına feda edebileceği anlamına gelmez. III-55.1 sayılı Tebliğ’in 33. maddesi yatırım kararlarının güvenilir gerekçe, bilgi, belge ve analizlere dayanmasını, belirlenen yatırım ilkelerine uyulmasını ve portföyler arasında haksız menfaat aktarımı yapılmamasını arar. Bir kararın özenli olup olmadığı, karar tarihindeki bilgi ve koşullarla değerlendirilir. Sonradan fiyatın düşmesi tek başına kusur kanıtı olmadığı gibi, bir süre kâr edilmiş olması da daha önceki ihlali ortadan kaldırmaz. Portföy Yönetim Şirketleri Tebliği m.21, 32–33, TBK m.502–508.
Şirketin borcu ile fonun borcu neden ayrılır?
Kanun’un 53. maddesi fon malvarlığını kurucu ve saklayıcının malvarlığından ayırır. Şirketin kendi alacaklısı, alacağını kural olarak yatırımcıların fon varlıklarından tahsil edemez. Fon varlığının, fon hesabına ve mevzuatın izin verdiği işlemler dışında teminat gösterilmesine veya amaç dışı kullanılmasına karşı da özel koruma vardır. Bu koruma, portföy yönetim şirketinin kötü yönetimden doğan şahsi tazminat borcunun fonun gideri gibi yatırımcılara yüklenmesini engelleyen ayrımın temelidir.
Fon tasfiyesi, kurucu şirketin iflası ve kurucu şirketin faaliyet izninin kaldırılması birbirinden farklı işlemlerdir. Hangisinin gerçekleştiği görülmeden davanın veya icra takibinin duracağı, bütün varlıklara haciz konulamayacağı ya da şirketin tüm borçlarının sona erdiği söylenemez.
Zarar kimin malvarlığında doğdu, ödeme kime istenecek?
Bir fonun ilişkili şirkete piyasa değerinin üzerinde ödeme yapması önce fon malvarlığını eksiltir. Bu eksilme katılma payı fiyatlarına yansır. Yatırımcının alım veya satımında yanlış fiyat uygulanması ise belirli yatırımcının malvarlığında ayrıca farklı bir kayıp doğurabilir. Aynı işlem hem fon hem yatırımcı düzeyinde sonuç verdiğinde dava dilekçesinde bunların nasıl ilişkilendirildiği açıklanmalıdır.
Fon malvarlığındaki ortak eksilme
Fondan dayanaksız ücret çıkarılması, fonun bir alacağının takip edilmemesi veya varlığın karşılıksız devredilmesi hâlinde fon hesabına geri kazandırılması gereken bir değer söz konusudur. Kurucu, fonu temsil eden sıfatıyla bu hakkı takip etmekle yükümlüdür. İhlalin kurucudan kaynaklandığı ya da kurucunun hareketsiz kaldığı durumda temsil ve menfaat çatışması sorunu ayrıca ele alınmalıdır. Saklayıcının görevleri ve kanunun tanıdığı dava hakkı bu aşamada önem taşır.
SPKn m.56/3 yalnız kurumlar arasındaki hesaplaşmayı düzenlemez, katılma payı sahiplerinin dava açma hakkını da saklı tutar.
“Portföy yönetim şirketi veya yatırım ortaklığı, portföy saklama hizmetini yürüten kuruluştan; saklama hizmetini yürüten kuruluş da portföy yönetim şirketi veya yatırım ortaklığından, bu Kanun hükümlerinin ihlali nedeniyle doğan zararların giderilmesini talep etmekle yükümlüdür. Pay veya katılma payı sahiplerinin dava açma hakkı saklıdır.”
Bununla birlikte hüküm, her yatırımcının fonun bütün zararını kişisel hesabına tahsil edebileceği biçiminde okunamaz. Katılma payı sahibinin hangi zararı hangi hukuki sebebe dayanarak istediği, zararın doğduğu dönemdeki pay sahipliği, fon hesabına yürütülen takipler ve önceki ödemeler incelenmelidir. Bireysel ödeme mi, fon hesabına giderim mi talep edileceği özellikle ortak portföy zararlarında taraf ve talep bakımından tartışma doğurabilir. Dava hakkını koruyan hüküm ile tazminatın alacaklısının belirlenmesi ayrı meselelerdir.
Anonim şirket pay sahibinin şirket zararının giderilmesini istemesine ilişkin TTK m.555 de burada doğrudan bir kestirme yol oluşturmaz. Fon katılma payı sahibi, sırf bu sıfatı nedeniyle kurucu portföy yönetim şirketinin ortağı değildir. Kurucunun yönetim kurulu üyelerine karşı şirketler hukuku hükümlerine dayanılacaksa davacının o hükümlerin aradığı hak sahipliğine ve zarar türüne neden sahip olduğu ayrıca açıklanmalıdır.
Yatırımcının doğrudan zararı
Yatırımcıya risksiz olduğu söylenen bir ürünün riskinin gizlenmesi, talimatın yanlış tarihle işleme alınması, kişisel hesaptan sözleşmede bulunmayan ücret kesilmesi veya geri alım bedelinin hatalı hesaplanması bireysel talebe konu olabilir. Burada yatırımcının kendi kararını, kendi hesabını ve kendisine yapılan açıklamayı gösteren deliller belirleyicidir. Aynı fonun bütün yatırımcılarına aynı tazminatın ödenmesi gerektiği sonucu çıkmaz.
Örneğin fonun gerçek birim değeri 8 TL iken yanlış değerleme nedeniyle 10 TL’den pay alan yatırımcı ile aynı dönemde 10 TL’den fondan çıkan yatırımcı aynı konumda değildir. Birinin fazla bedel ödemesi, diğerinin fon varlığından olması gerekenden yüksek ödeme alması gündeme gelebilir. Düzeltilecek fon hesabı, yatırımcının kişisel fark alacağı ve diğer pay sahiplerine etkisi birlikte hesaplanmalıdır.
Payların daha sonra satılmış olması, daha önce doğmuş kişisel tazminat alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Buna karşılık satış, devir veya tasfiye sonrasında fon hesabına yapılacak geri kazanımdan kimin yararlanacağı ayrı bir hak sahipliği incelemesi gerektirir. Özellikle 7596 sayılı Kanun kapsamındaki ödeme hakkı ile genel hükümlere dayalı kişisel tazminat hakkı aynı kayıt ve tarihlerle belirlenmeyebilir.
Hangi kuruluşa ve hangi kişiye dava yöneltilebilir?
İlk muhatap, ihlalin gerçekleştiği dönemde fonun kurucusu olan portföy yönetim şirketidir. Kurucu ve fiilî yönetici aynı tüzel kişiyse aynı şirket iki farklı isimle davalı gösterilmez. Yönetim hizmeti başka bir portföy yönetim şirketince yürütülüyorsa yönetim sözleşmesi, görev paylaşımı ve her şirketin ihlaldeki rolü incelenir. Davalı ticaret unvanı, MERSİS ve sicil bilgileri üzerinden belirlenir. Fonun kısa adı veya grup markası tek başına yeterli değildir.
| Muhatap | İncelenecek yükümlülük | Başlıca dayanak kayıt |
|---|---|---|
| Kurucu portföy yönetim şirketi | Temsil, yönetim ve gözetim, fon belgelerine uygun işleyiş, hakların takibi | İçtüzük, izahname, yönetim kararları, hizmet sözleşmeleri |
| Ayrı portföy yöneticisi | Yetkisi kapsamındaki yatırım kararı, özen, sadakat ve risk yönetimi | Portföy yönetim sözleşmesi, işlem ve risk kayıtları |
| Fonu satan banka veya aracı kurum | Ürün ve hizmete göre bilgilendirme, müşteri sınıflandırması, talimatın alınması ve uygulanması | Müşteri sözleşmesi, ses kaydı, testler, emir iletim kayıtları |
| Portföy saklayıcısı | Saklama ile kanunda belirlenen uygunluk ve fiyat hesaplama kontrolleri | Saklama sözleşmesi, mutabakatlar, kontrol ve uyarı kayıtları |
| İşlemde rol alan gerçek kişiler | Kendi fiilleri, üstlendikleri görev ve varsa kişisel sözleşmesel borç | İmza ve yetki kayıtları, talimatlar, kurul kararları, yazışmalar |
Saklayıcının bankacılık lisansına sahip olması veya işlemde bir bankanın adının geçmesi, o bankayı her fon zararının garantörü hâline getirmez. Kanun’un 56. maddesi kapsamındaki kontrolün yapılmamasıyla zarar arasında bağlantı aranır. Yöneticiye verilen bir uyarının görmezden gelinmesi ile saklayıcının tespit etmesi gereken aykırılığı hiç bildirmemesi farklı ihlallerdir. Bu görevlerin ayrıntısı fon portföy saklayıcısının sorumluluğu incelemesinde açıklanmaktadır.
Kurucu veya yönetici değişmişse
Devir tarihi, sorumluluğun başlangıç ve bitişini tek başına belirlemez. III-52.1 sayılı Tebliğ m.29/5 ve m.30/9, kurucu değişikliğinden önce mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerden her iki kurucuyu müteselsilen sorumlu tutar. Eski ve yeni kurucunun kimliği, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarih ve ihlalin hangi yükümlülüğe ilişkin olduğu KAP duyurusu, tescil ve devir belgeleriyle saptanmalıdır.
Bu hüküm, yalnızca fon yöneticisinin değiştiği her olayda yeni yöneticinin eski dönemin bütün zararlarını üstlendiği anlamına gelmez. Kurucu değişikliği, yönetim hizmetinin başka şirkete bırakılması, şirket birleşmesi ve yalnız ticaret unvanının değişmesi farklı hukuki olaylardır. Yeni yöneticinin eski zararı öğrenmesine rağmen gerekli koruma veya takip işlemlerini yapmaması ise kendi dönemine ait yeni bir sorumluluk sebebi oluşturabilir. III-52.1 sayılı Tebliğ m.29–30.
Şirket ortakları ve yöneticileri şahsen sorumlu tutulabilir mi?
Bir kişinin şirket ortağı veya yönetim kurulu üyesi olması, tek başına yatırımcı zararının tamamından sorumluluğunu doğurmaz. Karara katılma, işlem talimatı verme, çıkar sağlama, gözetim borcunu ihlal etme veya zararlı işlemi bilerek sürdürme gibi somut bağlantı kurulmalıdır. Haksız fiil için TBK m.49, şirket yöneticilerinin sorumluluğunda koşullarına göre TTK m.553 ve devamı, kişisel olarak üstlenilmiş portföy yönetimi edimi varsa ilgili sözleşme hükümleri değerlendirilir.
Birden fazla kişiye yöneltilen taleplerde her davalının aynı zarardan neden sorumlu olduğu gösterilmelidir. Ortak adres, grup şirketi ilişkisi veya aynı yönetim kurulu üyelerinin bulunması, bütün şirketlerin borçlarını birleştirmez. Müteselsil sorumluluğun dayanağı kanun, sözleşme veya birlikte sebep olunan zarar olmalıdır. TTK m.557’nin uygulanabildiği şirketler hukuku sorumluluğunda da kişinin kusuru ve zararın kendisine yüklenebildiği ölçü önem taşır.
Sözleşmede adı geçen gerçek kişi yöneticiler hakkında 2026 tarihli karar
İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesinin 26.06.2026 tarihli, E.2025/1830, K.2026/1246 sayılı kararı bu ayrımın somut bir örneğidir. Yatırımcı, bireysel portföy yönetimi için toplam 382.154 USD teslim etmiş, yatırımı şirketin kendi serbest fonunda değerlendirilmiş ve kendisine 303.003,41 USD iade edilmişti. İki gerçek kişi yönetici, yalnız şirket çalışanı olduklarını ve yatırımcıyla sözleşmelerinin bulunmadığını savundu. Daire, sözleşmenin yöneticileri isimleriyle belirlediğini ve bu kişilerin yatırımcının hesaplarını fiilen yönettiğini değerlendirdi.
“Portföy yönetimini davalı şirket ile birlikte üstlenen davalı gerçek kişilerin de böylece portföy yönetimine dair “bireysel portföy yönetimine dair sözleşme ilişkisinin” tarafı hâline geldikleri, davacıya karşı bu sıfatla ve tıpkı bir vekil gibi sorumlu oldukları kanaatine varıldığından, davalı gerçek kişilerin pasif husumete dair istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.”
Daire, değişen ekonomik koşullarda gerekli önlemlerin alınmaması ve yatırımın aynı fonda sürdürülmesini dosyadaki sözleşme ve uzman değerlendirmeleri çerçevesinde özen borcuna aykırı buldu. Yatırımın ulaştığı en yüksek değere göre ileri sürülen asli talebi reddetti, yatırılan ve iade edilen tutarlar arasındaki 79.150,59 USD fark için şirket ve yöneticiler aleyhine müteselsil tazminata hükmetti. Karar temyize açıktır. Erişilen karar bakımından Yargıtay incelemesinin sonucu bilinmemektedir.
Bu karardaki kişisel sorumluluk, isimleri sözleşmede bulunan ve hesabı fiilen yöneten kişilere ilişkin belirlemelere dayanır. Yalnız fon katılma payı satın alan bütün yatırımcıların, fon yöneticisi olarak çalışan herkese aynı sözleşmesel taleple başvurabileceği sonucunu vermez. Kararın olay ve hesap yönünden ayrıntıları portföy yöneticisinin vekil sorumluluğu incelemesinde, karar metni resmî içtihat kaydında yer almaktadır.
Hangi yönetim ve denetim ihlalleri tazminata yol açabilir?
Yatırım stratejisi ve risk sınırlarına aykırılık
Fonun türü, yatırım yapılabilecek varlıklar, yoğunlaşma sınırları, kaldıraç kullanımı, vade ve likidite kuralları işlem tarihindeki mevzuat ve fon belgelerinden çıkarılmalıdır. Serbest fonların bazı sınırlamalardan istisna tutulması, izahnamelerine ve özen borcuna aykırı davranma serbestisi vermez. Bunun karşılığında, başka tür bir fon için geçerli olan oran serbest fona uygulanarak ihlal de üretilemez.
Portföyün belirli bir varlıkta yoğunlaşmasının nedeni araştırılırken alım günündeki oranla daha sonra fiyat değişimi nedeniyle oluşan oran ayrılmalıdır. Bir pozisyon başlangıçta kurala uygun kurulmuş, piyasa hareketiyle sınırı aşmış olabilir. Bu durumda düzeltme yükümlülüğü, tanınan süre, yeni işlem yapılıp yapılmadığı ve yöneticinin müdahalesi incelenir. Başlangıçtan itibaren yasak veya sınırı aşan işlemle sonradan ortaya çıkan pasif aşımın değerlendirilmesi aynı olmaz.
Bireysel portföy yönetiminde buna müşterinin risk profili ve yatırım süresi eklenir. Fonun kendi portföy kuralları içinde kalması, o fonun her müşteriye uygun olduğu sonucunu vermez. Yerindelik değerlendirmesi, müşteri sınıflandırması ve talimatlar hangi hizmetin verildiği dikkate alınarak ele alınmalıdır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.05.2021 tarihli, E.2020/6040, K.2021/4503 sayılı kararı, risk tercihinden uzaklaşmanın somut kayıtlara bağlandığı bir bireysel portföy davasıdır. Yatırımcı 804.842 TL yatırmış, son işlem itibarıyla kalan 221.519,16 TL kendisine ödenmişti. İlk derece mahkemesi, SPK incelemesiyle birlikte risk anketini ve gerçekleştirilen işlemleri değerlendirdi. Kararda aktarılan ve onanan gerekçede şu belirlemeye yer verildi.
“yüksek risk içeren vadeli işlemler gerçekleştirilerek zarar oluştuğu, oluşan zararın telafisi amacıyla daha da yüksek risk içeren işlemler yapıldığı, müşterinin risk profili ve getiri tercihinden uzaklaşıldığı bu nedenle idari para cezası uygulanmasına karar verilmiş olduğu, portföy yönetim şirketinin müşteri risk profili ve getiri tercihinin dışına çıkarak müşterinin tahammül edebileceği kayıp oranını dikkate almadan daha da yüksek risk içeren işlemleri gerçekleştirdiği, davalı şirketin oluşan zarardan sorumlu olduğu”
Mahkeme 583.322,84 TL toplam kayıptan hareket etmiş, yatırımcının anketteki en kötü koşullarda yüzde 25 kayba tahammül beyanını dikkate alarak 382.112,34 TL tazminata hükmetmişti. Yargıtay, davacının temyiz itirazlarını reddederek hükmü onadı. Metinde SPK’nın üç aylık dönem için değerlendirdiği yüzde 20 kayıp eşiği ile mahkemenin hesapta dikkate aldığı yüzde 25 beyanı ayrı bağlamlardadır. Bu oranlar bütün yatırımcılar için geçerli bir zarar paylaşımı kuralı değildir. Kararın uygulanabilir yönü, kabul edilmiş risk ile sonradan üstlenilen riskin işlem kayıtları üzerinden karşılaştırılmasıdır. Yargıtay 11. HD, E.2020/6040, K.2021/4503.
Çıkar çatışması, ilişkili işlemler ve ekonomik amacı bulunmayan aktarım
Bir işlemin karşı tarafının kurucuyla ilişkili olması tek başına her durumda hukuka aykırılığı kanıtlamaz. İşlemin fonun menfaatine uygun olup olmadığı, fiyatın nasıl belirlendiği, alternatiflerin değerlendirilip değerlendirilmediği ve çatışan çıkarın nasıl yönetildiği araştırılır. Aynı gruptaki bir şirketin finansman ihtiyacının fon yatırımcılarına yüklenmesi, başka bir portföyü rahatlatmak için zararlı varlığın bu fona alınması veya yöneticinin bağlantılı kişisine avantaj sağlanması farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
SPKn m.21 kapsamında örtülü kazanç aktarımı bakımından ilişkili taraf, emsale uygunluk ve ticari hayatın gereklerine aykırılık unsurları önemlidir. Kanun, emsallere uygunluğun belgelenmesini ve bu bilgi ve belgelerin en az sekiz yıl saklanmasını da düzenler. III-55.1 m.33 ise yöneticinin kendine çıkar sağlamak için işlem yapmasını ve yönettiği portföylerden bazıları lehine diğerleri aleyhine davranmasını yasaklar. İşlem karşı tarafı, fiyat, değerleme, yönetim kararı, nakit hareketi ve nihai yararlanıcı birlikte ortaya konulmadan yalnız şirketler arasındaki bağla tazminat hesabına geçilemez.
Bu tür işlemlerde fonun aldığı varlığın görünürde bir fiyatının bulunması yeterli inceleme değildir. Alacağın tahsil kabiliyeti, verilen teminatın gerçek değeri, geri ödeme koşulları ve işlemden beklenen ekonomik fayda da değerlendirilir. İlişkili kişinin ödeme gücünün işlem sırasında bilindiği iddiası varsa o tarihteki finansal tablolar, takipler ve iç yazışmalar aranır. Sonradan gerçekleşen iflas, geçmişteki bütün kararların kötü niyetli olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.
Yanlış değerleme, pay fiyatı ve yatırımcılar arasında değer aktarımı
Bir fonun borsada işlem gören varlığı ile seyrek işlem gören tahvilini aynı yöntemle değerlemek mümkün olmayabilir. Hangi fiyat kaynağının kullanılacağı, temerrüde düşen alacak için ne yapılacağı, değer düşüklüğünün hangi tarihte kayda alınacağı ve olağanüstü durumlarda alınan kararlar ayrı incelenir. İhlal iddiası, olması gereken değerleme yöntemi ile uygulanan yöntem arasındaki somut farkı göstermelidir.
Yanlış değerleme nedeniyle fondan erken çıkanlara yüksek bedel ödenmişse kalan yatırımcılar ek bir kayba uğrayabilir. Bu durumda değerleme hatasının başladığı tarihten itibaren tüm giriş ve çıkışların yeniden hesaplanması gerekebilir. Yalnız son günün portföyünü düzeltmek, önceki ödemelerle fondan çıkan değeri görünmez kılabilir. Kurucunun fiyat hesaplama süreci, saklayıcının kontrolü ve dağıtım kuruluşunun hangi fiyatı hangi talimata uyguladığı ayrı sorular olarak ele alınır.
KAP portföy dağılım raporu bu inceleme için başlangıç verisi sağlar. Ancak aylık rapordaki tek bir satır, işlem fiyatının uygunluğunu veya karşı tarafın kim olduğunu tek başına açıklamaz. ISIN, alış tarihi, nominal miktar, vade ve değerleme fiyatı kullanılarak işlem fişi, takas kaydı ve hesaplama dosyasına gidilmelidir. Bu belgeler arasındaki bağın nasıl kurulacağı KAP fon portföy raporunun okunması rehberinde açıklanmaktadır.
Hatalı ücret ve giderler
Fon zarar etmiş olsa da mevzuata ve sözleşmeye uygun yönetim ücreti doğabilir. İade talebinin gerekçesi ücretin varlığına duyulan tepkiyle sınırlı kalmamalıdır. Yanlış oran, yanlış gün sayısı, yanlış matrah, izin verilmeyen gider, aşılmış toplam gider sınırı veya performans ücreti koşullarının oluşmaması somutlaştırılmalıdır. Fon varlığından kesilen ücret ile yatırımcının kişisel hesabından kesilen ücretin iade alacaklısı da farklılaşabilir.
III-52.1 m.33, toplam gider oranı sınırının denetlenmesini ve aşan tutarın ilgili dönemi izleyen beş iş günü içinde fona iadesini düzenler. Limit içinde kalınması, mevzuatın izin vermediği bir giderin fona yüklenmesini haklı kılmaz. Tasfiye hâlinde de ilgili günler dikkate alınarak kontrol yapılır. Serbest fonlar ve özel fon türleri yönünden istisnalar ayrıca gözetilmelidir. Hesaplama ve talep ayrıntıları fon yönetim ve performans ücretinin iadesi yazısındadır.
Fon alacaklarının izlenmemesi ve zararı büyüten hareketsizlik
Yönetim borcu, varlığın satın alınmasıyla bitmez. İhraççı temerrüde düştüğünde fon alacağının takibi, mevcut teminatların korunması, yeniden yapılandırma teklifinin değerlendirilmesi ve gerekli bildirimlerin yapılması da incelenir. Tahvilin borçlusu ihraççı olsa bile kurucunun fon hesabına kullanabileceği hakkı zamanaşımına uğratması veya alınabilir bir teminatı ihmal etmesi ayrı zarar doğurabilir.
Bunun ispatı için yalnız ihraççının ödeme yapmadığı gösterilmez. Kurucunun hangi tarihte ne yapabileceği, yapmadığı işlemin tahsil imkânına etkisi ve zamanında hareket edilseydi elde edilebilecek tutar ortaya konulur. Zaten tahsil imkânı bulunmayan bir alacağın tüm nominal tutarını sırf takip gecikmesi nedeniyle yöneticiye yüklemek, illiyet yönünden ayrıca değerlendirilmesi gereken bir iddiadır.
Yanlış bilgilendirme ve uygulanmayan talimatta davalı nasıl seçilir?
Yatırımcının fonu neden satın aldığı ile fonun neden zarar ettiği farklı sorulardır. Ürün riskinin yanlış anlatılması satış ilişkisinin incelenmesini gerektirir. Fon içindeki hukuka aykırı yatırım ise yönetim sürecinin incelenmesini gerektirir. İkisi aynı dosyada bulunabilir, fakat her davalının her açıklamayı yaptığı varsayılamaz.
Serbest fon yöneticisiyle kişisel danışmanlık ilişkisinin karıştırıldığı dava
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.04.2021 tarihli, E.2019/4445, K.2021/3866 sayılı kararında yatırımcı, risksiz yatırım istediği hâlde serbest fona yönlendirildiğini, yeterince bilgilendirilmediğini, başarı primi alındığını ve hatalı birim fiyatla fondan çıkarıldığını ileri sürdü. Davayı hem aracı kuruma hem fon yöneticisine yöneltti. İlk derece mahkemesi, yatırımcının bilgi ve tecrübesini ve yapılan bilgilendirmeleri değerlendirdi. Fon yöneticisi bakımından ise dava konusu kişisel hizmet ilişkisinin kurulmadığını belirledi.
“davacının bireysel yatırımcı olarak yatırım yapılacak menkul değerler ile portföy yönetimi konusunda gerekli bilgiye sahip olduğu, muhtemel riskler nedeniyle bilgilendirildiği, davalı … yönünden açılan davada taraflar arasındaki akdi ilişki çerçevesinde davalının üzerine düşen bilgilendirme ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirdiği, fon alım ve satımdan kaynaklı zararlardan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, diğer davalı … ile davacı arasında portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı açısından hukuki ilişki bulunmadığı, yatırım fonu pazarlayan davacı nam ve hesabına alım satım yapan bir şirket olmadığı”
Bu, Yargıtay’ın kararında aktarılan ilk derece gerekçesidir. Yönetici yönünden pasif husumet, aracı kurum yönünden esas bakımından ret kararı verilmiş, istinaf başvurusu reddedilmiş ve sonuç Yargıtay tarafından onanmıştır. Karar, iddianın yanlış kuruma yöneltilmesinin sonuçlarını gösterir. Yatırımcının kişisel danışmanı ve satış temsilcisi olduğu ileri sürülen şirket ile kolektif fon portföyünü yöneten şirketin görevleri açıkça ayrılmalıdır. Yargıtay 11. HD, E.2019/4445, K.2021/3866.
Bu karar günümüzdeki kurucu sorumluluğuna doğrudan genellenemez. Uyuşmazlığın işlemleri 2013 ve 2014 başındaki döneme ilişkindir. III-52.1 sayılı Tebliğ 1 Temmuz 2014’te yürürlüğe girmiş, önceden kurulan fonlar için ayrıca uyum dönemi öngörmüştür. Kurucu, yönetici ve dağıtıcı sıfatları o tarihteki içtüzük ve mevzuat üzerinden okunmalıdır. Karardaki danışmanlık ilişkisinin yokluğu tespiti, güncel SPKn m.52, m.55 ve fon Tebliği m.9 kapsamındaki yönetim ve gözetim borçlarını ortadan kaldıran genel bir bağışıklık değildir.
Erken çıkışta yalnız yüzde 1 kesinti yapılacağı söylenmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.04.2024 tarihli, E.2023/5679, K.2024/2980 sayılı kararında ana para koruma amaçlı altın fonundan vadesinden önce çıkmak isteyen müşteriye yalnız yüzde 1 kesinti yapılacağı bildirilmişti. Banka, müşterinin riskler konusunda bilgilendirildiğini ve işlemin talimatına uygun yapıldığını savundu. Bozmadan sonra verilen ilk derece kararında bilgilendirme ile müşterinin satış kararı arasındaki bağlantı şöyle değerlendirildi.
“davacı müşterinin fon satımına ilişkin davalı banka şubesine müracaatlarında, şube yetkililerince, fon satımı sırasında “%1 lik çıkış komisyonu dışında başka bir kesinti ve kaybın oluşmayacağı” yönünde eksik bilgilendirme-yönlendirme yapılarak gereksiz alım satım yapmalarına ortam hazırlandığı”
Mahkeme, tarafların kabul ettiği 1.607,59 TL erken çıkış komisyonunu toplam 7.982,91 TL farktan düşerek 6.375,32 TL’ye hükmetti. Yargıtay bankanın temyiz itirazlarını reddedip hükmü onadı. Karar, fonun genel risk metninin bulunmasına rağmen somut satış anındaki açıklamanın ayrıca önem taşıyabileceğini gösterir. Aynı zamanda tazminat hesabında yatırımcının kabul ettiği hukuka uygun maliyetin ayrılması gerektiğini ortaya koyar. Her erken çıkış kaybının bankadan alınabileceği sonucu çıkarılamaz. Yargıtay 11. HD, E.2023/5679, K.2024/2980.
Talimatın yerine getirilmesi o anda gerçekten mümkün müydü?
Satış veya alış talimatının uygulanmamasında ilk soru, talimatın kuruma hangi tarihte ve saatte ulaştığıdır. Ardından fonun emir kabul saati, fiyatlama tarihi, valör, pay alım satımının durdurulması, talimatın iptali ve teknik iletim kayıtları incelenir. Bir gecikmenin varlığı, her zaman gecikmenin kuruma yüklenebileceğini veya yatırımcının ileri sürdüğü fiyatla işlem yapılabileceğini göstermez.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.09.2013 tarihli, E.2012/17305, K.2013/15684 sayılı kararında 2000 yılında iki fon için verilen alış emirlerinin karşılanmaması uyuşmazlık konusu oldu. İlk derece mahkemesi, o tarihteki fon içtüzükleri ve düzenlemeler uyarınca iki kurucuyu kendi fonları bakımından ayrı miktarlardan sorumlu tuttu. Yargıtay ise temyiz eden davalının fiilî imkânsızlık savunmasının incelenmemesini bozma sebebi saydı.
“Ancak, davalı taraf talimatın fiili imkansızlık nedeni ile yerine getirilmediğini de savunduğuna göre mahkemece davalının bu savunması üzerinde durulup gerçekten de talimatın verildiği tarih itibari ile fiili bir imkansızlığın bulunup bulunmadığı incelenip ona göre hüküm kurulmak gerekirken, bu husus karar yerinde dahi tartışılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.”
Karar eski mevzuat dönemine ve alış talimatına ilişkindir. Güncel fon krizine taşınabilecek esas, işlem yapma imkânının ilgili anda araştırılmasıdır. Borsa hissesi bakımından alıcı bulunmaması ve fiyat sınırı, fon payının geri alım prosedüründen ayrıca ayrılır. Bu ayrım taban serisinde satış emri ve aracı kurum hatası yazısında açıklanmaktadır. Yargıtay 11. HD, E.2012/17305, K.2013/15684.
İhlal ile zarar arasındaki bağlantı nasıl gösterilir?
Fon yöneticisine yüklenen davranış ile tazmini istenen tutar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. “Fon yüzde 60 düştü, yönetici yüzde 60’ını ödesin” yaklaşımı bu bağlantıyı açıklamaz. Önce hangi işlemin veya ihmalin hukuka aykırı olduğu, sonra o davranışın yatırımcının malvarlığında neyi değiştirdiği belirlenir.
Stratejiye aykırı varlık alımında, bu varlık alınmasaydı fonun hangi hukuka uygun durumda bulunacağı araştırılır. Yanlış bilgilendirmede, doğru bilgi verilseydi yatırımcının hangi kararı alacağı ve bunun nesnel dayanakları önem taşır. Satış emrinin gecikmesinde ise zamanında uygulanabilir talimatın yaratacağı net tahsilat ile gerçekleşen tahsilat karşılaştırılır. Aynı hesap yöntemi bütün ihlallere uygulanamaz.
Tahvilin temerrüdü ve SPK cezası tazminat için tek başına yeterli görülmedi
İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesinin 02.02.2022 tarihli, E.2020/536, K.2022/112 sayılı kararı bu noktada doğrudan önem taşır. Üç yatırımcının bireysel portföy yönetimi kapsamında değerlendirilen varlıkları arasında serbest fonlar bulunuyordu. Fonun portföyündeki özel sektör tahvilinin ihraççısı temerrüde düşmüştü. Yatırımcılar, sözleşmeye aykırı ürün seçimi, yetersiz bilgilendirme ve riskin dağıtılmamasından söz ederek tazminat istediler. SPK bazı şikâyetler yönünden aykırılık bulmamış, belirli sözleşme ve yerindelik ihlalleri için ceza uygulamıştı.
İlk derece mahkemesi davayı kabul etti. İstinafta ise cezanın hangi eyleme ilişkin olduğu, cezanın iptali davası, yatırımcıların statüsü ve zararın gerçek sebebi birlikte tartışıldı. Daire, bilirkişi raporunda yatırımcıların nitelikli yatırımcı olup olmadığının ve bunun sonuca etkisinin açıklanmadığını belirttikten sonra şu eksikliği vurguladı.
“davalının hangi kusurlu eyleminin zarara neden olduğu başka bir deyişle hangi kusurlu eylemle zarar arasında uygun illiyet bağı bulunduğunun izahı da yapılmamıştır.”
Dairenin yeniden inceleme için gösterdiği yol, yalnız kusur oranı belirlenmesinden daha kapsamlıdır.
“öncelikle davacıların sermaye piyasası mevzuatına göre nitelikli yatırımcı ve profesyonel müşteri olup olmadıkları, bu konumda oldukları kabul edildiğinde; sermaye piyasası mevzuatı ve sözleşme hükümlerine göre, tarafların birbirlerine karşı edim ve yükümlüklerinin ne olduğu ve davalının sözleşmenin ifası sırasında hangi eylemi veya işlemi ile hangi yükümlülüğünü ihlal ettiğinin tespiti, zarar ile bu eylemi arasında uygun illiyet bağının ortaya konularak bundan sonra vekalet sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirme yapılılıp, sonuca gidilmesi gerekirken davalının savunmasının karşılanmadığı yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmesi isabetli olmadığı”
İlk derece gerekçesindeki hesap çelişkisi de kaldırma nedeniydi. Bilirkişi raporunda gerçek bir getiri taahhüdü bulunmadığı kabulüne göre 97.787,43 USD zarar esas alınması açıklanmışken mahkeme, getiri taahhüdünün varlığı ihtimaline göre yapılan daha yüksek hesabı kullanmıştı. Daire kabul kararını kaldırıp yeni uzman incelemesi için dosyayı geri gönderdi. Bu karar ne davanın kesin reddi ne de kesinleşmiş tazminat kabulüdür. Sonraki yargılamanın sonucu erişilen karardan anlaşılamamaktadır. İstanbul BAM 43. HD, E.2020/536, K.2022/112.
Kararın fon zararları bakımından sonucu açıktır. Bir SPK yaptırımının bulunması değerlidir, fakat yaptırımın dayandığı ihlalin dava konusu kaybı nasıl doğurduğu gösterilmelidir. Sözleşme sayfasındaki imza eksikliği ile tahvilin ödeme yapmaması arasındaki bağ, risk tercihine aykırı yatırım ile aynı kayıp arasındaki bağdan farklıdır. Bilirkişi, bu ayrımı yapmadan toplam değer düşüşünü yöneticinin hesabına yazmamalıdır.
Zarar hesabında hangi tarihler ve ödemeler esas alınır?
Hesap, yatırımcının bütün giriş ve çıkışlarını kapsamalıdır. Katılma payı adedi, alış fiyatı, satış fiyatı, fon dönüşümü veya birleşmesi, pay bölünmesi, ara ödeme ve tasfiye ödemeleri aynı çizelgede izlenir. İlk yatırım tutarı ile bugünkü bakiye arasındaki fark, para çekilmiş bir hesapta tek başına zararı göstermez. Farklı tarihlerdeki hesap özetlerinin birbirini tutmaması da aradaki işlem ve kur değişiklikleri görülmeden yanlış bildirim sayılmaz.
Varsayımsal bir örnekte yatırımcının 10 TL’den aldığı 12.000 payın değeri 8,40 TL’ye düşmüş olsun. Hesaptaki nominal azalma 19.200 TL’dir. Uzman incelemesinde, tartışmalı işlem yapılmasaydı aynı tarihte hukuka uygun portföyün birim değerinin 9,10 TL olacağı güvenilir biçimde ortaya konulabiliyorsa ihlale bağlanan fark 8.400 TL olur. Kalan 10.800 TL, bu varsayımda her iki durumda da oluşan değer değişimidir. Ancak 9,10 TL’nin seçilmesi başlı başına ispat ve yöntem meselesidir. Sonradan en çok kazanan fonu karşılaştırma ölçütü seçmek doğru bir zarar hesabı oluşturmaz.
| Varsayımsal hesap | İşlem | Tutar |
|---|---|---|
| Başlangıç yatırımı | 12.000 × 10 TL | 120.000 TL |
| Gerçekleşen değer | 12.000 × 8,40 TL | 100.800 TL |
| Hukuka uygun karşılaştırma değeri | 12.000 × 9,10 TL | 109.200 TL |
| İhlale bağlanan ek kayıp | 109.200 − 100.800 TL | 8.400 TL |
Fon düzeyindeki kaybı yatırımcılara dağıtırken sabit bir son gün pay oranı kullanmak da her zaman yeterli değildir. İhlal süresince giriş ve çıkış olmuş, yanlış fiyatlarla ödemeler yapılmış veya paylar devredilmiş olabilir. Zararın ortaya çıktığı dönemlerle hak sahipliği dönemleri eşleştirilmelidir. Tasfiye ödemeleri ve geri kazanımlar ise aynı zarar kalemi için ikinci tahsilata yol açmayacak biçimde hesaba işlenmelidir.
Yoksun kalınan kazanç, fonun geçmişte ulaştığı zirve değer veya mevduat faizi otomatik zarar ölçüsü değildir. Bu tutarın istenebilmesi için ihlal olmasaydı gerçekleşmesi beklenen ekonomik durumun yeterli dayanağı bulunmalıdır. Sözleşmedeki karşılaştırma ölçütü de her durumda garanti edilen getiri anlamına gelmez. Döviz yatırımlarında para birimi, sözleşmenin amacı, yapılan dönüşümler ve zarar hesabının hangi tarihte kurulduğu ayrıca açıklanmalıdır.
İspat yükü ve yatırımcının elinde olmayan belgeler
Sözleşmeye aykırılıkta TBK m.112, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde borçlunun kusursuzluğunu ispat etmedikçe zarardan sorumlu olacağını düzenler. Bu, davacının sadece hesabındaki düşüşü göstermesinin yeterli olduğu anlamına gelmez. Dayanılan borç, gereği gibi ifa edilmeyen davranış, zarar ve bunlar arasındaki bağlantı somutlaştırılmalıdır. Kusura ilişkin ispat yükünün dağılımı, bütün uyuşmazlığın ispat yükünün tek tarafa geçtiği şeklinde anlaşılmamalıdır.
Haksız fiile dayalı taleplerde ise TBK m.49 ve m.50 çerçevesinde zarar ve kusurun ispatı ayrıca önemlidir. Kamuyu aydınlatma belgesindeki yanlış veya eksik bilgiye dayanan talepte SPKn m.32’nin özel sorumluluk ve illiyet hükümleri gündeme gelebilir. Bunun için belgenin bu hükmün kapsamına girdiği, hatalı bilginin ne olduğu, işlemin ilgili dönemle bağlantısı ve sorumlu sıfatının gösterilmesi gerekir. Her müşteri mesajı, izahname sorumluluğu rejimine tabi bir kamuyu aydınlatma belgesi değildir.
Hangi iddia hangi kayıtla incelenir?
| İddia | Öncelikle aranacak kayıt | Kaydın cevaplayacağı soru |
|---|---|---|
| Stratejiye veya sınırına aykırı yatırım | İşlem tarihindeki izahname, günlük portföy, emir ve işlem fişi, risk raporu | İşlem hangi sınırı hangi tarihte aştı, yönetici nasıl hareket etti? |
| İlişkili kişiye değer aktarımı | Karşı taraf bilgisi, sözleşme, banka hareketi, değerleme ve kurul kararı | Fon ne verdi, ne aldı, işlem ekonomik olarak kimin yararınaydı? |
| Yanlış pay fiyatı | Değerleme dosyası, kullanılan fiyat kaynağı, günlük pay sayısı, giriş ve çıkışlar | Doğru fiyat neydi, hata hangi yatırımcıya hangi tutarda yansıdı? |
| Yanıltıcı satış açıklaması | Tam ses kaydı, e-posta zinciri, tanıtım belgesi, risk formu ve müşteri talimatı | Hangi bilgi, işlemden önce kime ve nasıl verildi? |
| Uygulanmayan emir | Emrin alındığı, iletildiği, kabul veya reddedildiği zamanlar ve gerekçeleri | Emir uygulanabilir miydi, gecikme hangi aşamada oluştu? |
| Haksız ücret | Ücret tarifesinin ilgili sürümü, tahakkuk dosyası, matrah ve tahsilat kaydı | Ücret kimin hesabından, hangi oran ve dönem için alındı? |
Yatırımcının elindeki ilk dosyada banka ve aracı kurum hesap dökümleri, MKK pay kayıtları, sözleşme ve ekleri, risk belgeleri, emir numaraları, KAP bildirimleri ve kendisine yapılan ödemeler bulunmalıdır. İnternet ekran görüntüleri tarih ve adresleriyle saklanmalı, mümkünse açıklamanın özgün dosyası da alınmalıdır. Mesajın tek cümlesi yerine bütün konuşma, bir raporun sonuç sayfası yerine raporun ekleriyle tamamı korunmalıdır. Eksik bağlam, lehe görünen kaydın anlamını değiştirebilir.
Şirket belgeleri vermiyorsa
Yatırımcının bütün işlem ve değerleme kayıtlarına doğrudan erişememesi davadan vazgeçmesini gerektirmez. Ancak belge talebi belirli olmalıdır. “Şirketin bütün kayıtları getirilsin” istemi yerine ilgili fon, dönem, varlık veya işlem ve ispatlanmak istenen olay açıklanmalıdır. Örneğin belirli bir ISIN kodlu tahvilin alımına ilişkin yatırım karar notu, emir fişi, karşı taraf bilgisi, takas kaydı ve aynı günkü değerleme dosyası birlikte istenebilir.
HMK m.219–220 tarafın elindeki belgelerin, m.221 üçüncü kişi veya kurumların elindeki belgelerin ibrazını düzenler. Mahkemece ibrazına karar verilen belgenin kabul edilebilir mazeret olmadan sunulmaması hâlinde m.220’deki koşullara göre belgenin içeriği hakkında karşı tarafın beyanı kabul edilebilir. Bu sonuç her belge talebinin cevapsız bırakılmasında otomatik doğmaz. Belgenin varlığı, kimin elinde olduğu, verilen süre ve ibraz etmeme nedeni usulüne uygun değerlendirilir. HMK m.219–221.
Kaybolma veya sonradan ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşması tehlikesi bulunan deliller için HMK m.400 ve devamı uyarınca delil tespiti gündeme gelebilir. Süresi dolmak üzere olan ses kayıtları, değiştirilebilen dijital kayıtlar veya erişimi kesilecek hesap verileri bakımından aciliyet somutlaştırılmalıdır. Delil tespiti tazminata hükmedilen bir dava değildir. Özel düzenlemelerdeki kayıt saklama süreleri de yatırımcının dava zamanaşımını kendiliğinden uzatmaz.
Bilirkişi raporu hangi soruları çözmelidir?
Bir raporun sadece yatırımın ne kadar azaldığını hesaplaması yeterli olmaz. İlgili varlığın portföye giriş koşulları, uygulanması gereken sınırlar, yöneticinin o tarihte sahip olduğu bilgiler, alınabilecek önlemler, karşılaştırma senaryosu ve bu senaryonun neden seçildiği açıklanmalıdır. Fonun tüm portföyünü etkileyen zarar ile belirli yatırımcının alım satımından doğan fark ayrı hesaplanmalıdır.
Çelişen raporlar varsa hangi verinin veya yöntemin farklı sonuca yol açtığı gösterilmelidir. Biri toplam nominal kaybı, diğeri sözleşme ölçütüne göre kaybı hesaplıyorsa bunlar aynı soruya farklı cevaplar vermiyor olabilir. Mahkemenin çözmesi gereken hukuki nitelendirme bilirkişiye bırakılmamalı, finansal hesap mahkemenin kabul edeceği hukuki varsayımlara göre denetlenebilir biçimde kurulmalıdır. Teknik inceleme ile hukuki değerlendirme birbirini tamamlar.
Tasfiye ve 7596 sayılı Kanun sorumluluk davasını nasıl etkiler?
7596 sayılı Kanun genel ve sürekli bir fon zararını tazmin rejimi değildir. SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlardan, Kanun’un yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış olanları kapsar. Bir fonun bu kapsama girmesi, yalnız aynı şirket tarafından kurulmuş olmasıyla belirlenmez. Fon kodu, tasfiye kararı ve tasfiyenin durumu birlikte incelenmelidir. 7596 sayılı Kanun m.1–2.
Kanun’un 5. maddesi, fon menfaatine uygun gerçek ekonomik amacı bulunmayan karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle çıkarılan değerleri de kapsayacak biçimde özel geri kazanım düzeni kurar. Bu kapsamdaki kayıp ve zarardan öncelikle kurucu veya yönetici portföy yönetim şirketi sorumludur. Şirketten tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması hâlinde, zararda sorumluluğu ve birlikte hareket ettiği SPK tarafından belirlenen gerçek ve tüzel kişilere şahsen gidilebilir. Görevden ayrılma, görev dönemindeki işlem ve kararlardan doğan sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Bu mekanizmada SPK’nın fon ve sorumlu bazında belirlemesi ile TMSF’nin özel takip yetkisi esastır. Yatırımcının kendi tazminat davasında bir kişinin kusurunu ileri sürmesi ile TMSF’nin 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsil işlemi yapması farklı yollardır. Kanun’daki öncelikli şirket sorumluluğu kuralı, genel hükümlere göre kişisel haksız fiil davasının her durumda ancak şirkete karşı sonuçsuz icra takibinden sonra açılabileceği şeklinde genişletilemez. Her yol kendi koşullarıyla değerlendirilir.
Özel geri kazanım yatırımcıya hemen ödeme hakkı verir mi?
Geri kazanılan tutarlar fon ve hak sahibi kayıtlarına göre izlenir. Kanun’un 3. maddesi, tasfiye sürerken tahsil edilen tutarların zorunlu yönetim ve tasfiye giderleri düşüldükten sonra tasfiye malvarlığına alınmasını, tasfiye sonrasındaki tahsilatın ise mükerrer ödemeyi önleyecek şekilde geri kazanım hesabına aktarılmasını düzenler. Bu düzen, devletin her yatırımcının zararını kendi bütçesinden karşılaması anlamına gelmez.
Kanun’daki net yatırım tutarı hesabı da genel hükümlere göre kusurlu yönetimden doğan tazminat hesabıyla aynı değildir. Nakit giriş ve çıkışları, endeksleme ve hak sahipliği bakımından özel kurallar uygulanır. Yatırımcıya kişisel bir dava sonucunda ödeme yapılmışsa bunun hangi zarar için yapıldığı kayıt altına alınmalıdır. Kanun’un 4/5. maddesine göre nihai ödemede tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan daha önce yapılan ödemeler mahsup edilir.
17 Eylül 2026 ve öncesinde TEFAS’a iletilmiş, fonun temerrüdü veya pay fiyatının açıklanmaması nedeniyle gerçekleştirilememiş ve payları bloke edilmiş talimatlar bakımından da özel hak sahipliği hükmü vardır. Yatırımcının “satış emri verdim” demesi tek başına tasfiye dışında kaldığını göstermez. Talimatın iletilme ve bloke kayıtlarıyla m.3/5 koşulları incelenmelidir.
Tasfiyenin bitmesini beklemek gerekir mi?
Her tazminat talebi bakımından tasfiyenin tamamlanmasını bekleme zorunluluğu yoktur. Buna karşılık istenen zararın mevcut olup olmadığı, alacağın muacceliyeti ve tasfiyeden gelecek ödemenin hesap üzerindeki etkisi belirlenmelidir. Ortak fon kaybına ilişkin bir talepte tasfiye sonucu zarar miktarını etkileyebilir. Kişisel hesaptan alınmış hukuka aykırı ücret gibi ayrıştırılabilen bir alacak ise farklı değerlendirilebilir.
Tasfiye sürerken delillerin korunması, talebin doğru muhataba bildirilmesi, sürelerin hesaplanması ve fonun alacaklarının takip edilip edilmediğinin araştırılması geciktirilmemelidir. Kanun’un yayımı öncesinde tasfiyesi tamamlanmış fonlar bakımından özel kapsam sorunu, tasfiyesi tamamlanan fonda kalan zarar incelemesinde ele alınmaktadır. Özel şahsi sorumluluk ve tahsil düzeni için 7596 sayılı Kanun ve TMSF’nin geri kazanım yetkisi yazısına bakılabilir.
SPK başvurusu, ceza soruşturması ve tazminat davası birlikte yürür mü?
SPK’ya başvuru, sermaye piyasası mevzuatına aykırılığın incelenmesini sağlar. Cumhuriyet başsavcılığına başvuru suç şüphesi ve ceza soruşturmasına ilişkindir. Özel hukuk davası ise belirli davalıdan belirli zararın giderilmesini amaçlar. Aynı olayın farklı yönleri bu yollarda incelenebilir. İdari para cezasının tutarı yatırımcının tazminatı değildir, suç duyurusunda bir şirketin adının bulunması da her yatırımcının zararının o şirketten tahsil edileceğini göstermez.
Ceza dosyasında toplanan işlem kayıtları, hesap hareketleri ve uzman raporları hukuk davası için önemli olabilir. Ancak ceza sorumluluğu ile sözleşmesel özen borcunun ihlali aynı koşullara bağlı değildir. TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimi kusurun değerlendirilmesi ve zararın belirlenmesinde ceza hukukunun sorumluluk hükümleriyle bağlı olmadığı gibi beraat kararıyla da bağlı değildir. Buna rağmen kesinleşen ceza kararının saptadığı maddi olayın etkisi ve çelişkili kararların önlenmesi ayrıca değerlendirilir. Ceza dosyasının sonucu her hukuk davasında otomatik olarak bekletici mesele yapılmaz.
SPK’nın aykırılık görmemesi nasıl değerlendirilir?
Danıştay 13. Dairesinin 06.12.2023 tarihli, E.2019/2593, K.2023/5305 sayılı kararı, İstanbul Portföy Serbest Yatırım Fonu işlemleri hakkında SPK’nın aykırılık görmeyen kararına karşı açılmış iptal davasına ilişkindir. Yatırımcı, riskli ürüne yönlendirildiğini, gereği gibi bilgilendirilmediğini ve başarı primi hesabını ileri sürmüştü. İdare mahkemesi risk belgelerini, imzalı emirleri, gönderilen raporları ve ses kayıtlarını birlikte değerlendirdi. Kararda aktarılan gerekçede şu tespit bulunur.
“dosyadaki mevcut ses kayıtlarından da aracı kurum tarafından davacıya fon hesaplarının ve hesap ekstrelerinin düzenli olarak gönderildiğinin ve fon ile ilgili gerekli bilgilendirmelerin gerek dönemsel olarak gerekse de talep hâlinde davacıya yapıldığının”
İlk derece mahkemesi ayrıca başarı primi ve birim pay hesabı hakkındaki incelemeyi ve ayrılma prosedürünü değerlendirdi. İptal davası reddedildi, istinaf başvurusu sonuç vermedi ve Danıştay kararı onadı. Burada onanan sonuç bir özel hukuk tazminat hükmü değil, SPK işleminin hukuka uygunluğuna ilişkin idari yargı kararıdır. Kararın delil bakımından değeri, bilgilendirme iddiasının yalnız genel bir risk formuyla değil, yatırımcının işlem dönemi iletişimiyle birlikte incelenmesidir. Danıştay 13. Daire, E.2019/2593, K.2023/5305.
SPK’nın incelemesiyle özel dava dosyasının konusu örtüşüyorsa inceleme raporu ve ekleri değerlendirilmelidir. Bir aykırılık bulunmamasının hangi işlem ve hangi iddia için söylendiği görülmeden sonuç bütün ilişkiye genişletilemez. Aynı şekilde idari yargıda SPK’ya karşı açılan iptal davası, özel şirkete yöneltilmesi gereken tazminat talebinin yerine geçmez.
Görevli mahkeme, arabuluculuk ve dava talebi
Fon zararında mahkeme seçimi yalnız yatırımcının gerçek kişi olmasıyla yapılmaz. Sözleşmenin türü, yatırımcının işlemi hangi amaçla yaptığı, talebin bankacılık veya portföy yönetim hizmetinden mi yoksa başka bir hukuki ilişkiden mi doğduğu belirlenmelidir. Ticari uyuşmazlık koşulları varsa asliye ticaret mahkemesi, tüketici işlemi varsa tüketici mahkemesi ve parasal sınıra göre tüketici hakem heyeti değerlendirilir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.02.2019 tarihli, E.2017/2348, K.2019/82 sayılı kararı kaldıraçlı alım satım çerçeve sözleşmesine ilişkin bir görev uyuşmazlığıdır. Çoğunluk, somut sözleşmede yatırım işlemlerinin ticari amaçlı olduğunun açıkça belirtilmesine önem verdi.
“bir işlemin tüketici hukukuna tabi sayılabilmesi için tüketicinin ticari veya mesleki amaçla hareket etmemesi şart olup, eldeki davaya konu sözleşmenin ticari amaçla yapıldığının açıkça belirtilmiş olmasına göre uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemeleri görevli sayılamaz.”
Ticaret mahkemesinin görevli olduğunu belirten direnme kararı onandı. Karşı oyda ise yatırım hizmetinin tüketici işlemi olabileceği ve sözleşmeye yazılan ticari amaç kaydının haksız şart bakımından değerlendirilmesi gerektiği savunuldu. Bu görüş çoğunluğun kabulü değildir. Karar, her fon yatırımını ticari işlem sayan bir hüküm olarak kullanılamaz. Kaldıraçlı işlemin ve sözleşmenin özellikleri, sıradan fon payı alımından ayrılmalıdır. HGK, E.2017/2348, K.2019/82.
2026 yılında tüketici uyuşmazlığı niteliğindeki ve değeri 186.000 TL’nin altında bulunan talepler tüketici hakem heyetinin görev sınırındadır. Bu tutar ve üzerindeki tüketici uyuşmazlıklarında mahkeme yolu değerlendirilir. Tüketici mahkemesinde dava şartı arabuluculuğun kapsamı ve istisnaları, ticari davalarda ise konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri için TTK m.5/A dikkate alınmalıdır. Yanlış davalı veya eksik talep kapsamıyla yürütülen arabuluculuk sonradan usul tartışması doğurabilir. Ticaret Bakanlığı tüketici hakem heyetleri bilgisi, TKHK m.68 ve m.73/A, TTK m.5/A.
Yetki bakımından davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri ve uygulanabilen özel hükümler incelenir. Tüketicinin yerleşim yerinde dava imkânı ile tacirler arasında yapılabilecek yetki sözleşmesi farklı kurallara tabidir. 7596 sayılı Kanun m.5/4’teki İstanbul idare mahkemeleri hükmü ise o fıkra kapsamındaki özel tahsil işlemlerine ilişkindir. Kurucu şirkete karşı açılacak her tazminat davasını İstanbul idare mahkemesine taşımaz. Daha ayrıntılı ayrım fon davalarında görevli mahkeme incelemesindedir.
Zarar henüz tam hesaplanamıyorsa güncel usul nasıl kurulmalı?
7589 sayılı Kanun ile HMK m.107 yürürlükten kaldırılmış, m.109’a yeni bir dördüncü fıkra eklenmiştir. Güncel hükme göre alacağın yalnız bir kısmının dava edildiği hâllerde talep konusu aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan tahkikatın sonuna kadar artırılabilir. Artırılan kısım yönünden de zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Değişiklikten önce açılmış davalarda eski m.107’nin uygulanmasını sürdüren geçiş hükmü vardır. 7589 sayılı Kanun m.19–20, geçici m.1/10.
Bu nedenle yeni dava hazırlanırken eski belirsiz alacak davası açıklamaları aynen kullanılmamalıdır. Bölünebilir alacağın hangi kısmının dava edildiği, toplam talebin dayandığı olaylar, gerekli hesap belgeleri ve artırımın zamanı birlikte planlanır. Talebin miktarını artırmak, açıklanmamış bir zarar türünü veya farklı bir davalıyı kendiliğinden davaya eklemekle aynı değildir. Her davalıya yöneltilen edim, istenen para birimi, faiz başlangıcı ve varsa müteselsil sorumluluk ayrıca açık olmalıdır.
Zamanaşımı ve başvuruların süreye etkisi
Fon zararları için bütün taleplere uygulanacak tek bir süre yoktur. Hangi borcun ihlal edildiği ve talebin hukuki niteliği zamanaşımını belirler. Özellikle vekâlet hükümlerine dayanan bir talepte yalnız genel on yıllık süreden söz etmek önemli bir hata olur.
| Talebin dayanağı | Başlıca süre kuralı | Ayrıca incelenecek husus |
|---|---|---|
| Vekâlet sözleşmesinden doğan alacak | TBK m.147/5 uyarınca beş yıl | Somut talebin bu kapsama girip girmediği ve muacceliyet |
| Özel süre bulunmayan sözleşmesel alacak | TBK m.146 uyarınca on yıl | Daha kısa özel sürenin uygulanıp uygulanmadığı |
| Haksız fiil | TBK m.72 uyarınca zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden iki, fiilden on yıl | Daha uzun ceza zamanaşımının koşulları |
| Sebepsiz zenginleşme | TBK m.82 uyarınca geri isteme hakkının öğrenilmesinden iki, zenginleşmeden on yıl | Sözleşmesel iade talebiyle doğru nitelendirme |
| TTK’daki kurucu, yönetici ve denetçi sorumluluğu | TTK m.560 uyarınca öğrenmeden iki, fiilden beş yıl | Bu özel sorumluluk rejiminin hak sahibi ve zarar koşulları, daha uzun ceza süresi |
| Kamuyu aydınlatma belgesinden doğan tazminat | SPKn m.32/6 uyarınca m.32/4’teki zararın meydana geldiği tarihten altı ay | Belgenin ve işlemin özel sorumluluk kapsamına girip girmediği, zararın oluştuğu tarih |
| Tüketici işlemi kapsamındaki ayıplı hizmet | TKHK m.16 uyarınca hizmetin ifasından iki yıl | Kanun veya sözleşmedeki daha uzun süre ile ayıbın ağır kusur veya hileyle gizlenmesine ilişkin hükümler |
Sözleşmesel zamanaşımı bakımından TBK m.149’daki muacceliyet kuralı önem taşır. Hesabın kapanması, belirli işlemin tamamlanması, talebin doğduğu dönem ve hesap verme ilişkisinin özellikleri somutlaştırılmalıdır. Bütün sürelerin tasfiye kararıyla veya yatırımcının ilk kez haber okuduğu tarihle başladığı kabul edilemez. Özellikle SPKn m.32’ye dayalı talepte altı aylık özel süre gözden kaçırılmamalıdır. Aynı olayın başka bir hukuki sebebe de dayanması, her talebin otomatik olarak en uzun süreye tabi olmasını sağlamaz. SPKn m.32, TBK m.72, 82, 146–149, TKHK m.16.
SPK’ya şikâyet, savcılığa suç duyurusu ve şirkete noter ihtarı, her durumda özel hukuk zamanaşımını kesen işlemler değildir. Noter ihtarı temerrüt ve delil bakımından önemli olabilir, fakat yalnız ihtar gönderilmiş olmasına güvenilerek dava süresi geçirilmemelidir. Dava şartı arabuluculukta sürenin işlememesine ilişkin özel hükümler, dava ve icra takibinin kesme etkisi ve varsa kanuni durma nedenleri kendi koşullarıyla değerlendirilir. Fon krizi bakımından bu ayrıntılar başvuru süreleri ve zamanaşımı rehberinde incelenmektedir.
Dava kazanıldıktan sonra tahsil ve dava sırasında koruma
Tazminata hak kazanmak ile bu tutarı tahsil etmek ayrı aşamalardır. Dava hazırlığında davalının tüzel kişiliği, tasfiye veya iflas durumu, faaliyet kısıtlamaları ve hakkında uygulanmış koruma tedbirleri görülmelidir. Şirketin fonu yönetme yetkisini kaybetmesi, geçmiş işlemlerinden doğan sorumluluğunu sona erdirmez. Ancak takip yolunu ve malvarlığına yönelik işlemleri etkileyebilir.
Para alacağının güvenceye alınmasında koşulları varsa İİK m.257 ve devamındaki ihtiyati haciz değerlendirilir. Muaccel ve rehinle temin edilmemiş para alacağı ile vadesi gelmemiş alacak için aranan koşullar farklıdır. Yaklaşık ispat, teminat ve kararın uygulanmasına ilişkin süreler önemlidir. HMK m.389’daki ihtiyati tedbir, her para alacağı için davalının tüm malvarlığını donduran genel bir araç değildir. Uyuşmazlık konusu hak ve korunma ihtiyacıyla bağlantı kurulmalıdır.
Fon malvarlığının SPKn m.53 kapsamındaki koruması özellikle gözetilmelidir. Kurucunun kişisel tazminat borcu için yatırımcıların ortak fon varlığına yönelmek bu ayrımı ihlal edebilir. Ayrıca SPKn m.97 uyarınca faaliyetleri geçici olarak durdurulan veya yetkileri sürekli kaldırılan kurumlarda, kanunun öngördüğü dönemde malvarlığı işlemleri, haciz, tedbir ve takip bakımından özel kurallar uygulanır. Faaliyetin geçici durdurulmasında mevcut işlemlerin durması ile yetkinin sürekli kaldırılmasındaki sonuçlar aynı ifadelerle anlatılamaz. Somut SPK kararının dayanağı ve kapsamı görülmelidir.
Ceza soruşturmasındaki elkoyma ise suçtan elde edilen değerlerin ve kanuni koşulların araştırılmasına dayanır. Yatırımcının hukuk davasında ihtiyati haciz istemesiyle aynı işlem değildir. 7596 kapsamındaki geri kazanım, sigorta ödemesi ve bireysel ilamın icrası birlikte takip ediliyorsa tahsilatlar zarar kalemi ve tarih bazında eşleştirilmelidir. Bağımsız denetçi yönünden ayrı bir mesleki ihlal bulunması hâlinde sigorta yolu, bağımsız denetçinin mesleki sorumluluk sigortasına başvuru incelemesindeki koşullarla değerlendirilir.
Faiz talebi de alacağın niteliğine göre kurulmalıdır. Sözleşmesel alacakta temerrüt ihtiyacı, haksız fiilde olay tarihi, ticari faiz koşulları ve döviz alacağında uygulanacak rejim aynı değildir. Faiz ile ayrıca ileri sürülen kazanç kaybı veya enflasyon zararının aynı ekonomik kaybı iki kez karşılayıp karşılamadığı denetlenmelidir. Sulh, ibra veya ödeme protokolü imzalanacaksa hangi talebin kapandığı, diğer sorumlulara karşı hakların ve gelecekteki geri kazanım ödemelerinin nasıl etkilendiği açıkça düzenlenmelidir.
Fon kurucusunun sorumluluğu hakkında sık sorulan sorular
Risk bildirim formu imzaladım, dava hakkım kalmadı mı?
Risk formu, hangi risklerin açıklandığının ve kabul edildiğinin önemli delilidir. Ancak piyasa riskinin kabul edilmesi, mevzuata veya sözleşmeye aykırı işlem yapılmasına izin verildiği anlamına gelmez. TBK m.115 uyarınca ağır kusurdan önceden sorumsuzluk anlaşması geçersizdir. İzinle yürütülen uzmanlık hizmetlerinde hafif kusura ilişkin sorumsuzluk anlaşması da aynı maddede ayrıca sınırlandırılmıştır. Formun içeriği, işlem anındaki açıklama ve ihlal iddiası birlikte değerlendirilir.
Nitelikli yatırımcı olmak bütün korumaları kaldırır mı?
Hayır. Bu statü, ürünün satış koşullarını ve bazı bilgilendirme veya test yükümlülüklerini etkileyebilir. Özen, sadakat, doğru fiyatlama ve yetki sınırlarına uyma borçları ortadan kalkmaz. Statünün hangi tarihte ve hangi kayıtlarla kazanıldığı ile uygulanabilir istisnanın hangi hizmete ilişkin olduğu belirlenmelidir. Eski kararlardaki parasal eşikler güncel statü tespitinde doğrudan kullanılamaz.
Fonun zarar etmesi veya tasfiye edilmesi kusurun kanıtı mı?
Tek başına değildir. Tasfiye kararının gerekçesi önemli bir inceleme başlangıcıdır. Ancak davalıya yüklenen işlem, ihlal edilen görev ve tazmini istenen zarar arasındaki bağ gösterilmelidir. Özellikle tasfiyenin tüm fon varlıklarını ilgilendirmesi, her işlemde aynı kişinin kusurlu olduğunu kanıtlamaz.
SPK suç duyurusu olmadan kurucuya tazminat davası açabilir miyim?
Özel hukuk sorumluluğunun koşulları varsa açılabilir. Tazminat için her olayda suç duyurusu, iddianame veya ceza mahkûmiyeti aranmaz. Ancak iddianın yalnız bir haber veya sosyal medya paylaşımına dayanması yeterli olmaz. Fon belgeleri, işlem kayıtları ve zarar hesabı kurulmalıdır.
Satın aldığım banka mı, fonu kuran şirket mi sorumlu?
Bu, hangi yükümlülüğün ihlal edildiğine bağlıdır. Bankanın yanlış ürün açıklaması veya emir hatası kendi sorumluluğunu doğurabilir. Fonun portföyünün hukuka aykırı yönetilmesi ise kurucu ve varsa yöneticinin görevlerine ilişkindir. İki ihlal aynı zararda birleşmişse her muhatabın katkısı ve birlikte sorumluluk dayanağı açıklanarak talep kurulabilir.
Ara ödeme aldım, kalan zarar için hak arayabilir miyim?
Ara ödeme alınması tek başına bütün tazminat taleplerinden feragat edildiğini göstermez. Ödemenin hukuki dayanağı, varsa imzalanan belge ve hangi zarar için yapıldığı incelenir. 7596 sayılı Kanun kapsamındaki nihai ödemede daha önce yapılan ödemeler mahsup edilir. Kişisel davada da aynı zarar için mükerrer tahsilat yapılamaz.
Av. Ahmet Karaca ile iletişim · 0531 336 09 81 · WhatsApp · ahmet@pegahukuk.com
