NFT (Non-Fungible Token) teknolojisi, dijital dünyada mülkiyet kavramını fiziksel dünyanın sınırlarından çıkararak blokzincir (blockchain) altyapısı üzerinden doğrulanabilir bir benzersizlik (non-fungibility) özelliği kazandırmıştır. Sanatçılar ve içerik üreticileri açısından bu teknoloji, eserlerin küresel bir pazarda doğrulanabilir şekilde sunulmasına imkân tanımaktadır. Bununla birlikte NFT ekosistemi, klasik fikri mülkiyet hukuku kurallarının uygulanması bakımından çeşitli hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir.
Teknik açıdan NFT, bir dijital eserin kendisi değil; o eserin blokzincir üzerinde kayıtlı bulunan ve sahipliği gösteren dijital bir sertifika veya token niteliğindedir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) uyarınca bir çalışmanın eser olarak kabul edilebilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması ve kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi gerekmektedir. Dolayısıyla her NFT’nin doğrudan eser olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu ayrım, NFT teknolojisi ile fikri mülkiyet hukukunun kesişim noktasında ortaya çıkan hukuki değerlendirmelerde temel bir öneme sahiptir.
Dijital Mülkiyet ile Telif Hakkı Arasındaki Ayrım
NFT piyasasında en yaygın yanılgılardan biri, bir NFT satın alındığında eserin tüm fikri mülkiyet haklarının da otomatik olarak alıcıya geçtiği düşüncesidir. Oysa hukuken eser üzerindeki mülkiyet hakkı ile telif hakkı birbirinden bağımsız hak kategorileridir.
Fiziksel dünyadan bir örnekle açıklamak gerekirse, bir kişi ünlü bir ressamın orijinal tablosunu satın aldığında o tablonun malikidir; ancak ressamın izni olmaksızın tablonun çoğaltılması veya ticari amaçla kullanılması mümkün değildir. Benzer şekilde NFT satın alan kişi yalnızca tokenın temsil ettiği tekil dijital varlık üzerinde sahiplik elde eder. Buna karşılık eserin çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim gibi mali hakları, aksi açıkça kararlaştırılmadıkça eser sahibinde kalmaya devam eder.
Bu nedenle NFT alım-satımı çoğu durumda bir mülkiyet devrinden ziyade sınırlı bir kullanım lisansı sonucunu doğurmaktadır.
FSEK m.52 Kapsamında Yazılı Şekil Şartı Sorunu
Türk hukukunda mali hakların devri sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. FSEK m.52 uyarınca mali haklara ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması ve devredilen hakların sözleşmede ayrı ayrı belirtilmesi gerekmektedir.
NFT işlemleri ise genellikle blokzincir üzerinde anonim veya yarı anonim dijital cüzdanlar arasında gerçekleştirilen akıllı sözleşmeler (smart contracts) aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu durum, NFT transferinin Türk hukuku bakımından mali hakların devri açısından geçerli sayılıp sayılmayacağı konusunda tartışma yaratmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu ve Güvenli Elektronik İmza Kanunu birlikte değerlendirildiğinde, standart bir NFT transferi teknik olarak dijital varlığın sahipliğini değiştirse de mali hakların devri açısından yazılı şekil şartının karşılanıp karşılanmadığı tartışmalıdır. Çünkü her zaman dijital kullanım platformlarındaki genel kullanım şartları bu şartı karşılamayabilir.
Bu nedenle özellikle yüksek değerli NFT işlemlerinde, blokzincir üzerindeki işlemle birlikte taraflar arasında ayrıca yazılı veya güvenli elektronik imzalı bir fikri mülkiyet devir sözleşmesi yapılması hukuki güvenlik açısından önem taşımaktadır.
Akıllı Sözleşmeler ve Otomatik Telif Geliri
NFT teknolojisinin sanatçılar açısından en dikkat çekici özelliklerinden biri, eserlerin ikincil satışlarından otomatik olarak pay alınabilmesini sağlayan akıllı sözleşme mekanizmalarıdır. NFT oluşturma (minting) aşamasında akıllı sözleşmeye eklenen kodlar sayesinde eser her el değiştirdiğinde satış bedelinin belirli bir yüzdesi otomatik olarak eser sahibine aktarılabilmektedir.
Bu sistem, FSEK’te düzenlenen “pay ve mansıp bedeli” (takip hakkı) kurumuna benzerlik göstermektedir. Ancak klasik hukuk sisteminde bu hak çoğu zaman meslek birlikleri aracılığıyla takip edilirken, NFT sisteminde süreç blokzincir altyapısı sayesinde otomatik olarak işletilmektedir.
Bununla birlikte literatürde “code is law” olarak ifade edilen bu yaklaşım, akıllı sözleşmelerde meydana gelebilecek teknik hatalar veya platform sorunları halinde sanatçının hakkını hangi yargı merciinde arayacağı konusunda yeni hukuki tartışmaları gündeme getirmektedir.
İzinsiz NFT Üretimi (Minting) ve Telif Hakkı İhlali
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir diğer sorun, eser sahibi olmayan üçüncü kişilerin başkalarına ait dijital içerikleri izinsiz şekilde NFT’ye dönüştürerek satışa sunmasıdır. Bu durum FSEK kapsamında eser sahibinin çoğaltma ve umuma iletim haklarının ihlali anlamına gelmektedir.
Eser sahibi bu durumda; tecavüzün men’i, tecavüzün ref’i, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunabilir. Özellikle FSEK m.68 uyarınca izinsiz çoğaltma ve yayma durumunda hak sahibi, rayiç bedelin üç katına kadar tazminat talep edebilmektedir.
Her ne kadar blokzincir işlemleri anonim cüzdanlar aracılığıyla gerçekleştirilebilse de platformların telif ihbar sistemleri ve bilişim hukuku araçları kullanılarak ihlallerin tespit edilmesi mümkündür.
NFT’ler Hakkında Mahkemelerde Görülen Önemli Davalar
NFT teknolojisi oldukça yeni olduğu için bu alandaki yargı içtihadı özellikle de ülkemiz açısından henüz gelişme aşamasındadır. Bundan dolayı bu konuyu incelerken özellikle de başka ülkelerde gerçekleşmiş ve önemli içtihat kararlarını ve davaları incelemekte fayda vardır. Çünkü bu davalar her ne kadar ABD hukuk sisteminde görülmüş olsa da, NFT’lerin fikri mülkiyet hukukuna etkisini göstermesi bakımından karşılaştırmalı hukuk açısından önem taşımaktadır.
1. Hermès v. Rothschild (MetaBirkins Davası)
ABD’de görülen Hermès v. Mason Rothschild (2023) davası, NFT’lerle ilgili en önemli fikri mülkiyet davalarından biridir. Davada sanatçı Mason Rothschild, Hermès markasına ait ünlü Birkin çantalarını dijital olarak tasarlayarak “MetaBirkins” isimli NFT koleksiyonu oluşturmuştur. Hermès şirketi, bu kullanımın marka hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek dava açmıştır.
New York Güney Bölgesi Mahkemesi, NFT’lerin sanatsal ifade olarak değerlendirilebileceğini kabul etmekle birlikte somut olayda NFT koleksiyonunun Hermès markasının ticari itibarından yararlandığına hükmetmiş ve marka ihlali bulunduğuna karar vermiştir. Bu karar, NFT’lerin fikri mülkiyet hukuku kapsamında değerlendirilmesi bakımından önemli bir emsal oluşturmuştur.
2. Miramax v. Quentin Tarantino
Bir diğer önemli uyuşmazlık Miramax v. Quentin Tarantino (2021) davasıdır. Ünlü yönetmen Tarantino, Pulp Fiction filmine ait bazı sahneleri NFT olarak satışa sunacağını açıklamış; ancak filmin yapım şirketi Miramax, film üzerindeki hakların kendisine ait olduğunu ileri sürerek dava açmıştır. Taraflar daha sonra uzlaşmaya gitmiş olsa da dava, NFT satışlarının mevcut sözleşmelerdeki fikri mülkiyet haklarını nasıl etkileyebileceğine ilişkin önemli bir tartışma yaratmıştır.
3. Nike v. StockX
ABD’de görülen Nike v. StockX (2022) davasında ise Nike şirketi, StockX platformunun Nike ayakkabılarına dayalı NFT koleksiyonları üretmesinin marka hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Dava, NFT’lerin fiziksel ürünlerle bağlantılı dijital varlıklar olarak nasıl değerlendirileceği konusunda önemli hukuki tartışmalara yol açmıştır.
Metaverse Ortamında Mülkiyet Sorunu
NFT’ler yalnızca dijital sanat eserleriyle sınırlı değildir. Metaverse platformlarında NFT’ler aracılığıyla dijital arazi, avatar giysileri ve sanal eşyalar alınıp satılabilmektedir. Ancak bu varlıkların mülkiyetinin kapsamı çoğu zaman tartışmalıdır. Birçok durumda NFT satın alan kişi, aslında yalnızca belirli bir platformda geçerli olan sınırlı bir kullanım lisansı elde etmektedir. Platformun faaliyetini sonlandırması halinde bu varlıkların fiili değeri ortadan kalkabilmektedir.
Bu durum NFT’lerin merkeziyetsizlik iddiası ile platform bağımlılığı arasındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır. Bu çelişkiyi bir örnekle açıklamak gerekirse; NFT’nizin tapusu blokzincir üzerinde sarsılmaz ve kimsenin müdahale edemeyeceği bir şekilde (merkeziyetsiz) kayıtlıdır. Ancak bu tapunun temsil ettiği ‘dijital ev’, yani o sanat eseri veya oyun içi varlık, bir şirketin sunucularında barınmaktadır. Eğer o platform veya şirket faaliyetini durdurursa, elinizde teknik olarak güvenli bir tapu kalsa da bu tapunun karşılık geldiği somut bir dijital karşılık bulmak imkânsız hale gelebilir; bu da mülkiyetin teknik özgürlüğü ile pratik bağımlılığı arasındaki en büyük riski oluşturmaktadır.
NFT dünyasındaki bu platform bağımlılığı riskini çözmek için hem teknik hem de hukuki önlemler bir arada düşünülmelidir. Teknik olarak, NFT’ye konu olan dijital dosyanın tek bir şirketin bilgisayarında değil, ‘IPFS’ adı verilen ve veriyi dünya genelindeki binlerce farklı bilgisayara dağıtan sistemlerde saklanması, şirketin kapanması durumunda dosyanın yok olmasını engeller. Hukuki olarak ise, özellikle yüksek bedelli alımlarda hazırlanan sözleşmelere; platformun faaliyetini durdurması veya iflas etmesi halinde, dijital varlığa erişim haklarının ve kaynak dosyaların alıcıya nasıl devredileceğine dair koruyucu maddeler eklenmelidir. Böylece yatırımcı, sadece bir ‘link’ satın almış olmaz; o varlığın gelecekteki erişilebilirliğini de yasal güvence altına almış olur.
Tüketici Hukuku Açısından NFT Satışları ve Haklar
NFT satışları, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında mesafeli sözleşme olarak değerlendirilebilir. Ancak NFT işlemlerinin blokzincir üzerinde geri döndürülemez şekilde gerçekleşmesi, tüketicinin 14 günlük cayma hakkını kullanmasını fiilen ve hukuken imkânsız hâle getirmektedir.
Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’ne göre elektronik ortamda anında ifa edilen hizmetlerde cayma hakkı istisna tutulabilmektedir. Bu nedenle NFT satışlarında cayma hakkının uygulanabilirliği sınırlı kabul edilmektedir. Cayma hakkının bu şekilde sınırlı tutulmasının iki temel dayanağı bulunmaktadır. Birincisi, NFT’lerin “elektronik ortamda anında ifa edilen gayri maddi mal” kategorisinde yer almasıdır; zira satın alma işlemi gerçekleştiği anda dijital mülkiyet cüzdana tanımlanmakta ve hizmet anında tüketilmektedir. İkincisi ve daha kritik olanı ise, NFT’lerin finansal piyasalardaki dalgalanmalara bağlı olarak fiyatı sürekli değişen varlıklar olmasıdır. Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca, fiyatı satıcının kontrolü dışında finansal piyasalardaki dalgalanmalara bağlı olarak değişen mal veya hizmetlerde tüketici cayma hakkını kullanamaz.
Buna karşın, hakkın uygulanabilirliğinin sınırlı da olsa mümkün olabileceği durumlar; NFT’nin vaat edilen teknik özellikleri taşımaması, “mint” edilen eserin sahte olması veya satıcının tüketiciyi yanıltıcı bilgi vermesi gibi “ayıplı ifa” halleridir. Bu durumlarda tüketici, cayma hakkından ziyade ayıplı mal hükümlerine dayanarak sözleşmeden dönme veya bedel iadesi talep edebilir; ancak bu süreç, standart bir iade işleminden ziyade hukuki bir uyuşmazlık çözümü prosedürüne tabidir.
Sonuç olarak NFT teknolojisi dijital varlıkların mülkiyetine ilişkin yeni bir yaklaşım ortaya koysa da mevcut fikri mülkiyet hukuku kurallarıyla tam anlamıyla uyumlu bir sistem henüz oluşmuş değildir.
Bu nedenle NFT piyasasında faaliyet gösteren sanatçılar ve yatırımcıların yalnızca teknolojik altyapıya değil, aynı zamanda fikri mülkiyet hukuku ve sözleşme hukuku kurallarına da dikkat etmeleri gerekmektedir. NFT ekosisteminin hukuki çerçevesinin netleşmesi ise ancak ulusal ve uluslararası düzeyde yapılacak yeni düzenlemeler ve gelişecek yargı içtihadı ile mümkün olacaktır.